Hakkımda
Güllerin efendisine...
Sevgili!
Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak isterdim..
MSN.Adresim:ahsenem5@hotmail.com
Bağlantılarım
*
*
*
Kategoriler
Arkadaşlarım
• icecoral19 • mucahid23 • perfect • lycheli • ikizdilek • dilsizmutercim • jetgenkozmetik
|
DOST OLALIM GÖNLÜMÜZLE
DOST OLALIM GÖNLÜMÜZLE Olmasada olur dediğimiz insanlarla doludur hayatımız,tanıştığımız,selamlaştığımız,klasik ve kalıplaşmış cümlelerle iletişim kurduğumuz yanıtlarını merak etmediğimiz sorular sorduğumuz…!
İyi insan olmadıkları için mi uzak dururuz onlardan?Hayır hiç sanmıyorum. Gönülde başlar gönülde biter her şey;Akla yararlı gelse de samimi bir ilişki,gönlün hayır dediğine ısınmak mümkün değil. İster dünyanın en iyisi,en yakışıklısı,en güzeli,en zengini,isterse en muhteşemi olsun ne yapsa nafile;Yüreğine ulaşamaz… Başkası için özel ve çok önemli olan senin gözünde dünyanın en sıradan insanıdır ve…yüzüne bakmaz kimisi vazgeçemediğim dediği birisinin. Gönlümüz hükümdar;kime ne paye vereceğini o belirler.Kimine dost kime yar kimine bacım kimine tanıdık arkadaş deyip çıkarız işin içinden… Özünde iyi olduğuna inansam da insanların,herkesi sevemem onun yüzünden… Hem kalabalıktan da hoşlanmam zaten.Sevginin,sevdiklerimin hakkını vermek isterim.Sonuçta sevmek büyük bir sorumluluktur emek vermek gerekir,ilgilenmek… Sevdiğim her insanın yaşamına bir değer ve anlam katmalıyım.Zorlu ve vazgeçilmez bir serüven olmalı,dost dediğim insanlarla aynı zaman dilimini paylaşmalıyım. Hani bilirsiniz işte!Dostlar vardır çiçek gibi…Koklar koklamaz alır götürür bütün yüklerinizi..Evsizseniz ya da odun kömür bulamıyorsanız yakmaya;uzundur kış geceleri… Dostlar vardır soba gibi;yüreğindeki ateşle ısıtır.(dokunmadan) ellerinizi…Dostlar vardır fırtına da sığınak,güneşte gölge;yanarken buz gibi su dökmez üzerinize,aksine harlandırır ateşi,bilir ki YANMAYANI HİÇ BİRŞEY SÖNDÜREMEZ… Dostlar vardır,yıldız gibi,hava kapalıyken bile kapkara bulutların bekçisidir gökyüzünde (ay gibi). Dostlar vardır arada bir uğrayıp alt üst eder yaşamınızı,dili zehir zemberek,bakışları keskincedir… Dostlar vardır gül gibi sarılırken yaralanmayı göze almak gerekir,hani kiminin yoluna halı sersen kar etmez;dostlar vardır minderde kafi gelir,sen olursan fark etmez… Dostlar vardır ne yapsan çözülmez dili,muhabbeti çekilmez; Dostlar vardır efkarının sebebi bir bardak demli çaydır…Dostlar vardır omzu her derde devadır.Dostlar vardır iyi bir öğretmen gibi nasıl sorulacağını öğretir… Dostlar vardır dağ gibi vakur toprak gibi tevazulu rahmet gibi bereketli ve merttir… Dostlar vardır,ney gibi hüzünlü saz gibi asi,şiir gibi büyük ve ahenkli… Dostlar vardır,türkü gibi her zaman söylemeseler de her daim içinde taşır sevdasını;yangınını bulaştırır bir gönülden diğerine… Dostlar vardır baki ve ebedi tanıştığım gün doğar yittiği gün ölürsün!Zamana ve darbelere;yollara ve hasretlere sabırlı,dirençli… Dostlar vardır,köz de mısır,kadehte Kevser şarabı,ateşte yanmanın da şarapla sönmenin de tadı damağındadır. Dostlar vardır,yüreğine kök salmış bir çınardır;hiçbir şey deviremez;gönülden gönüle kurulmuştur köprüleri,ne yaşansa atılmaz… Dostlarımız vardır bize benzer biraz… Dostluklar vardır erken dolar vadesi… Dostluklar vardır devam eder ahrette… İşte böyle dostlardır,her şeye lanet ettiğin,hayata küstüğün,ümidini yitirdiğin günlerde bile yaşamını güzel kılan… GÖNLÜM HER YERDE ONLARI ARAR VE BULDUĞUNDA HABER GÖNDERİR BİZE; BİR SICAKLIK YAYILIR YÜREĞİMİZE; BUNDA BİR İŞ VAR DERİZ; TAKILIRIZ PEŞİNE… NE OLUR DOST OLALIM GÖNLÜMÜZLE… NADİR ÇEVİK/İSTANBUL |
Tarih: 07:47, 25/7/2008 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
AŞK BELKİ
Her baktığımda,ilk defa görüyormuşum gibi… Ama kendimden bile önce tanıdığım… Her saniye yeniden doğmak gibi… Ama,asırlardır süren… Kışa dönmeyen sonbahar gibi; Derin duygulu… Yaza dönmeyen ilkbahar gibi Serin,coşkulu… Ilık avuçlarında kar taneleri… Güneş sıcağı gözleri… Ve sözleri… Ve sesi… Böyle olmalı aşkın tarifi, Ki tarif edilememeli ‘‘Resmini çiz!’’ deseler… Bacası tüten bir ev belki… Belki gece yarısı terkedilmiş bir şiir… Veya kaldırımların kanına giren… Aşkın ayak sesleri… Aşk,istemektir belki… Belki bir ticaret;Pazarlıksız… Bedeli kalbinizdir… Bedeli her şeydir… Sonrası nasip!.. Tarifini sorsalar… Her baktığımda,ilk defa görüyormuşum gibi… Az kalsın ölüyormuşum gibi… MÜCRİM |
Tarih: 07:44, 25/7/2008 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
MUTLULUK NEDİR ?
MUTLULUK NEDİR ?
Mutluluk, bakmaktır, saygı duymaktır, dinlemektir, güvenmektir, sürprizlerdir... Mutluluk hayatta ki küçük sürprizlerdir..
Söyle bana eğer her şeyi bilirsen sana nasıl sürpriz yapabilirim? Arada bir kapat gözlerini, hesaplama her adımı, bilme geleceği ne olur... Mutluluk bu günde yaşamaktır...
Söyle bana eğer geçmişin tozlu katmanları arasında kalmışsan seni nasıl görebilirim, duyabilirim yada dokunabilirim? Arada bir dön bana, geçmişi bir yana bırakıp şu dakikaları benimle yaşa ne olur... Mutluluk oyun oynayabilmektir...
Söyle bana her sözümü ciddiye alırsan seninle nasıl şakalaşabilirim? Arada bir gevşe, sakinleş, umursama kelimelerin altında yatan derin ve büyük anlamları, oyna benimle ne olur... Mutluluk paylaşmaktır...
Söyle bana eğer en derin korkularını, sırlarını, utançlarını benden saklıyorsan, senin yaşamını nasıl paylaşabilirim? Arada bir açıl bana, zayıflıklarını da sevmek istiyorum en az güçlü kolların kadar... Mutluluk özgürlüktür...
Söyle bana her yaptığıma karışıp beni sevgi zincirlerinle bağlarsan nasıl seni sevdiğimi ıspatlayabilirim? Hep içinde bir korku olmaz mı 'ya beni bırakıp giderse bir gün?' diye... Arada bir güven bana, serbest bırak, risk al, bırak seni özgürce sevebileyim ve her gün seninle kalmaya yeniden karar verebileyim... Mutluluk güvenebilmektir...
Söyle bana eğer duygularını ve düşüncelerini açık yüreklilikle bana anlatamıyorsan, nasıl kendimi sana yakın hissedebilirim? Nasıl kendimi sana teslim edebilirim? Arada bir kabuğundan sıyrıl ve bana güvenmeye çalış, sana güvenmeme izin ver ne olur... Mutluluk fedakarlıktır...
Söyle bana sürekli benim için yaptıklarını yüzüme vurup durursan, fedakarlıklarının değerini nasıl görebilirim? Arada bir sabret ve bırak yaptıklarını ben göreyim, sana teşekkür edebileyim... Mutluluk dinlemektir...
Söyle bana sürekli kendinden bahsediyorsan seni nasıl dinleyebilirim? Arada bir soru sor bana, gerçekten ilgilen benim söylemek istediklerimle, merak et ne olur... Mutluluk saygı duymaktır...
Söyle bana sürekli arkadaşlarımı, dinlediğim müziği, giydiğim kıyafetleri, sözlerimi, tavırlarımı eleştiriyorsan, nasıl kendime saygı duyabilirim? Arada bir beğenmesen bile kabullen benimle ilgili gerçekleri ne olur... Mutluluk bakmaktır...
Söyle bana başım ağrıyor dediğimde umarsızca 'ağrı kesici al' dediğinde nasıl sevildiğimi hissedebilirim? Arada bir yanıma gel, serin elini başıma koy, yatır beni koltuğa, üzerime bir battaniye ört, hatta uzanıver yanıma, bana tatlı bir hikaye anlat ne olur.... Mücrim...
|
Tarih: 11:45, 15/3/2008 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
NEDEN USLANMIYORUZ?
NEDEN USLANMIYORUZ?
“İçerisine bir damla rahmetin sızmadığı bir dünya, İnsan ruhunun üstüne çöken bir kabustur .”
Sağanak halinde yağan bir yağmur.. Islatıyor her tarafı...Sırılsıklam oluyor kainat, misk gibi kokuyor toprak.. İmreniyoruz kainata, imreniyoruz nezih ve temiz kokan toprağa.. Yağan yağmur ardından rengârenk çiçekler, çimenler ve bahar denen umudu bırakacak. Yani durağan görünen hayatın bağrında neşvü nema olacak...
Heyecanla koşuyoruz yağan damlaların altına... Baharı unutan, tek düze hep bir mevsimi yaşamaya talip olan ruhumuzla, bedenimizle... Fakat damlalar ıslatmıyor bizi, inadına kuru bırakıyor. Başımızda duran bir şemsiyemizde yok ama ıslanmıyoruz. O kadar kurumuşuz ki ıslaklığı hissetmiyoruz...
Görünmeyen şemsiyelerimiz var üzerimiz de,ıslaklığı geçirmeyen.. Ufakta olsa bir delik bırakmamışız, damlaların içine sızacağı... ve düşünüyoruz bizi ıslatmayan yağmurun altında : Neden ıslanmıyoruz? Kainata rahmet olan damlalar bize neden azap oluyor?
Tıpkı mağara ashabı gibi kendimizi sorguya çekiyoruz. Neden rahmetten yoksunuz, kainatı dirilten, temizleyen ayet damlaları neden bizi kuru bırakıyor? Neden temizlenemiyoruz ayetlerle? Neden “Amenna ve sedakna” demek bu kadar güç geliyor?
Hani onlarda sıkışıp kaldıkları mağarada gün yüzüne çıkmak için, kendilerini muhasebeye çekmişlerdi. Ve sonun da her biri hayatlarına ışık tutan, mana katan Rıza-i ilahi için terk ettikleri şeyleri hatırlayıp bunlarla sıkıştıkları mağaradan çıkabilmişlerdi.
Biz neleri terk edebilmiştik Rıza-i ilahi için? Vaz geçilmez gibi görünen nelerden vaz geçebilmiştik. Kimin rızası bizim için en önemliydi. En değerlimiz üzerimiz de nasıl ve ne kadar değerli duruyordu? Soralım kendimize, ve hatalarımızı bu defa delikleri kocaman olan elekten kaçırmayalım. Öyle bir elek kullanalım ki hatalarımızın hepsi üzerin de kalsın. Kalsın ki vicdanımız sızlasın... Sızlasın ki vicdanımız; “Biz kendimize zulüm ettik, sen bizi bağışlamazsan mutlaka zalimlerden oluruz” nedamet cümlesini kurabilelim. Yasak ağaçların meyvelerinden yedikten sonra onun verdiği iğreti tatla istiğfar edebilelim...
Kaç defa bizi aldatan aldatıcının farkına vardıktan sonra, ruhlarımızın elektriği kesilip karanlıkta kaldık. Korktuk mu, değer kaybetmekten... Korktuk mu gözden düşmekten... Tekrar kabloları bağlamak için ne yaptık? Kesilmemesi gereken her devenin boğazlandıktan sonra yeryüzünde kopan çığlıkları, helak olan ruhların feryatlarını duyabildik mi? Salih’in safında duranlardan biride biz miydik?
Biz yapılmaması gereken şeylerin ne kadarını terk edebildik..Ve bu terk edişimiz kimin içindi? Nuh’un gemisi yol alırken ardından el sallamanın hüznünü, ayrılığın o elem verici acısını hissedebildik mi? Telaşa kapılıp bir an önce ona yetişmek için çırpındık mı?
Ne yaptık biz, neler yapabildik? Hayatımıza ışık tutmak,anlam katmak için... Hangi günah merkezlerine üye olmaktan vaz geçip, hiç tereddütsüz gözümüz arkada kalmadan terk edebildik...
Terk etmemiz gereken yerleri, şeyleri terk etmeden; onlardan birer birer uzaklaşıp kopmadan hayır damlaları göğümüzden yağdığı halde bizi ıslatmayacaktır. Çünkü bir şeyler yapmadan evvel bir şeyleri terk etmek gerekiyor. “La” denilmeden “İllallah” denilmediği gibi...
Her gün Rabbimizin binlerce ayeti yer küremizde cereyan ederken onları görmemezlikten gelip, yada görmemize engel olan olguları hayatımızdan çıkarmıyorsak; Kabil misali hatamızı gömmeyi tercih ediyorsak; Hz. Ademin baktığı yerden hatalarımıza bakamıyorsak, silmek yerine gömüyorsak; unutmayalım ki gömdüğümüz her hata tekrar yeşermeye adaydır. Oysa adam gibi yani Adem gibi hatamızı görebilirsek onu silebilmeyi de başarabiliriz.
Ve terk etmemiz gerekirken terk edemediklerimizden dolayı, yapmamız gerekenleri ihmal ediyorsak ; tekrar hatırlayalım ki yapmamamız gerekirken yapmadıklarımızdan da hesaba çekileceğiz. Gelin o gün gelmeden evvel rahmet damlalarını engelleyen, o görünmeyen şemsiyelerimizi birer birer yırtıp atalım, inanın yarın çok geç olabilir...
Eğer hala sağanak halinde yağan yağmurdan ıslanamıyorsak da soralım kendimize: Neden uslanmıyoruz?
Mücrim... |
Tarih: 11:29, 15/3/2008 |
Bağlantı |
|
İnternette Dürüstlük!!!
İnternette Dürüstlük!!!
'Birbirimizi görmeden, tanımadan ve sadece 'hissederek' yürüttüğümüz dostluk ilişkisi yaşamımızdaki diğer ilişkilerden çok farklı geliyor.. Gerçek yaşamda önce fizikleriyle, giyim kuşamlarıyla, sonra da fikirleriyle ve yaşam görüşleriyle, zihinleriyle tanırız insanları. Oysa burada, sanal ortamda, önce fikirler ve görüşler ön plandadır. Birbirimizi zihinlerimizle tanırız, severiz (ya da sevmeyiz) ve bazen de tanımak isteriz, görüşür tanışırız... Değer verir, dost oluruz.. Yalnızca zaman öldürmek için aranılan dost nedir ki? .. O, sizin ihtiyacınızı karşılamak içindir, yoksa anlamsız boşluğunuzu değil.. Ve dostluğunuzun uyumunda, bırakın kahkahalar yükselsin ve zevkler paylaşılsın...' Bazen bu büyü bozulmasın diye, dürüst olamadığımız için, bu tanışmayı istemeyiz. Karşımızdakinin dürüstlüğü veya bizim ki! .. Bir şekilde kafamızda hep dürüstlüğü sorgularız, güvenmek isteriz yazılana, dostlarımıza... Gerçekten o kişi mi? .. Gerçekten böyle mi düşünür? .. O mu gerçekten bizim etkilendiğimiz, sevgi duyduğumuz? .. Yoksa yalan mı bize söyledikleri? .. Yoksa... Yoksa... Bize sevgiden bahseden, yüce duyguları bayrak etmiş kişi, evinde eşini veya çocuklarını döven biri mi? .. En azından, insanları, iddia ettiği kadar sevmiyor olabilir mi? .. Zaman içinde tanıdıkça kuşkular başlayacaktır... Hiç kimse yalanı sürekli sürdürecek kadar zeki değildir... Ve hiç kimse de bu yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar saf değil... Dürüstlük, özgürlük demektir ve özgürlük kısıtlanmamalıdır asla... 'Özgürlüğünüz, kendisine vurulmuş olan zincirlerinden kurtulduğunda, daha büyücek bir özgürlüğe zincir olur.' Sürdürmeye çalışacağımız yalan, hatırlamak zorunda olduğumuz uydurma kişilik en çok kendimizi rahatsız edecektir bir gün... İnsan karşısındakini bir süre aldatabilir belki... Hatta uzun bir süre de bunu devam ettirebilir... Ama kendini kandıramaz, bunu hep sürdüremez. Sürdürürse, kişilik sorunları başlayacaktır, yarattığı kahramanı yaşatmaya çalışırken, kendisini yaralamış, hatta öldürmüş olabilir... Ne kaybederiz oysa, ne olur boyumuz kısa veya uzun ise, zayıf veya şişman isek... Sağlığımız yerinde veya değil ise... Eksiklerimiz varsa... Paramız olsa veya olmasa... Veya o filmi görmemişsek, o şiiri duymamışsak... Ya da o ülkeye gitmemişsek... Sesimiz güzel değilse... O konuya yabancı isek... Söylediğimiz yaşta değilsek... Manken-fotomodel bir kadın veya atletik vücuda sahip bir erkek değilsek.. Ya da yaşamımızda olmadığını söylediğimiz birileri varsa... Ne farkeder dostluk adına... Yalanların esiri olarak yaşamak ve bir gün herşeyden kaçmaktansa, dürüst olmayı denesek dostlarımıza ve kendimize... Yarattığımız dünyanın birgün başımıza çökmesindense... Daha kötüsü, bir başkasının dünyasını yıkmaktansa... ' Tıpkı okyanusun sahilinde durmadan kumdan kaleler yapan ve sonra da bir vuruşta gülerek yıkıveren çocuklar gibi. Oysa sizler kumdan kaleler yaptıkça okyanus sahile daha çok kum yığmaktadır, ve yaptığınız kaleleri yıktıkça okyanus sizlere gülmektedir..' Kendine mükemmel bir kişilik yaratmak çok kolay... Zor olan, olduğunu dürüstçe olabilmek... En acı gerçeğin bile en güzel yalandan üstün olduğunu hatırla... Dürüstlük temelinde oturan dostlukların daha değerli ve uzun ömürlü olacağını ta içinde biliyorsun... Unutma, uzun vadede dürüstlük her zaman galip gelecektir... Kendini zor olsa da, acı olsa da, kabullen... Çünkü sen biriciksin, çok değerlisin. Sonradan acısını çekeceğin hayalleri yaratma... ' Acınız, idrakinizi kaplayan kabuğun kırılmasıdır. Nasıl ki, bir meyvanın yüreğinin güneşi görebilmesi için kabuğunun çatlaması gerekir, acı da sizin için öyledir. Kalbinizi güncel yaşantınızın mucizelerine hayran tutabilseydiniz, acınız mutluluğunuzdan daha az görkemli olmazdı. Tıpkı; tarlalarınızdan geçip giden mevsimler gibi, yüreğinizin mevsimlerini de kabul edebilseydiniz, pişmanlık ve üzüntülerinizin Kış ' ında çevrenize huzur içinde bakabilirdiniz... Acılarınızın çoğu kendinizce seçilmiştir. İçinizdeki hekimin hastalıklı benliğinizi tedavi amacıyla verdiği tatsız ilaçtır. Bu nedenle, içinizdeki hekime güvenin ve uzattığı devayı sükû netle ve yatışarak için..' Karşındakine güvenmek istiyorsan, dürüstlük arıyorsan, önce kendini güvenilir kılmalısın. Bunun da yolu; acı da olsa, zor da gelse kendinle tanış ve bize seni sun..
Çünkü biz seni seviyoruz, klavyenin tuşlarındakini, sahte dostu değil, sadece ve tam da şu halinle seni...'
Mücrim |
Tarih: 10:47, 15/3/2008 |
Bağlantı |
|
|