ALLAH CC.

ALLAH;

Bir zaman; gayet akıllı,zengin,güçlü ve mahir bir ressam,sadece takdir edilmek amacıyla bir resim galerisi açmış. Fakat sahnenin gerisinde durmuş, kendisini konuklara göstermemiş. Konuklara her türlü ikramı yapmış. Resim galerisini gezen misafirler, harika eserlere bakmışlar,ne kadar güzel diyerek aralarında konuşurlarken, birisi, sanatkarı göremediği için; “acaba bu harika resimleri kim yapmıştır? ” diye bir soru ortaya atmış.

Bir kısım insanlar; bu tablolar “kendi kendine” olmuştur demişler.

Bir kısım insanlar; bu tabloları “tabiat kanunlarının” yaptığını iddia etmişler.

Bir kısım insanlar ise; “tabloyu meydana getiren materyaller olan boya, fırça, kağıt, kafa kafaya verip birleşerek, bu harika resimleri meydana getirmiştir” demişler.

Bir kısım insanlar ise; harika eserlerin ve ikramların; “ancak akıllı,mahir, zengin bir sanatkar tarafından” yapılabileceğini, söyleyip; kendilerine ikramda bulunan,O sanatkarı içeriden, alkışlar ile çağırıp, kendisiyle tanışmış ve teşekkür etmişler.

İşte biz de; bu canlı kainatın, tek; sanatkarına,yaratıcısına,Rabb”ine, İlah”ına, Musavvir”ine, Bedii”sine; Allah diyoruz.

Bir sanatkarın yaptığı bir eser ile; Allah”ın bir şeyi yaratmasındaki fark şudur ki; sanatkar; Allah”ın yarattığı materyalleri kullanarak ancak bir eser yapabilir.

Mesela; bir ressam; boya,fırça vs.materyalleri kullanarak ancak cansız bir resim yapabilmektedir. Allah ise, bir başkasına veya başka bir şeye muhtaç olmadan ve yine kendisinin yarattığı ve kendi eseri olan zerrecik bir nutfeden, yaklaşık 60 trilyon hücreden müteşekkil koca bir insanı inşa etmekte ve canlı ve cüz-i iradesi,aklı,şuuru,duyguları vs. olan harika bir eser yaratmaktadır.

Evet evet; pozitif ilimler; ” bu kainat nasıl yaratılmıştır” sorusunu cevaplamaya çalışır.Din ise; ”bu kainatı kim ve ne için yaratmıştır” sorusunu cevaplamaya çalışır.

***Bir eser,sanatkarının bir parçası olmadığı gibi; sanatkar da, eserinin bir parçası değildir.Yani mahlukat, Allah”ın bir parçası değil, eseridir. Yani vahdet-ül vücudu doğru anlamak gerektir.Yoksa Allah mahlukatın bir parçası olsa idi; cehennemde cehennemliklerle birlikte; kendi kendini yakması gibi akla ve mantığa aykırı bir şey olur idi.***

Mesela; bir balona üfleyerek şişiren bir kişinin nefesinin; o balonun içinde olması; o kişinin balonun,bir parçası olduğunu göstermediği gibi; hem balon da o kişiden farklı ve ayrı bir şeydir.Hem Allah; Ferd olduğundan,eşi ve benzeri olmadığından; mahlukatın cinsinden olamaz ve Allah; yarattığı hiçbir şeye benzemez.

Mesela; bir aynada tezahür eden güneşin timsaline istinaden; o ayna ben güneşim diyemez.Belki ben güneşi gösteriyorum diyebilir. Hey kendini Nemrut veya Fravun gibi Allah zanneden veya mahlukata bu Allah”tır diyen akılsız; sen kim; Allah kim.

Bir esere bakıldığı zaman; eser sahibi unutulmamalı.Mana-i harfi ile bakılmalı. Yani; Ne güzel bir ayna diyerek, dikkatli ve kem bakıp nazar ile aynanın camını ve aynanın ustasının kalbini kırmamalı. “Maşaallah, Barekallah bu aynanın ustası gerçekten harika ve mahir birisi” diyerek, sanatkarını da sena ve takdir etmeli, ikramları içinde teşekkür etmeli.

*Soru:Allah”ı kim yaratmıştır?

Cevap:Allah’ı kimse yaratamaz. Yaratılan bir şey zaten Allah olamaz.

Allah; eşi,benzeri,rakibi, ortağı ve hiçbir şeye muhtaç olmamalı. Ölümsüz,ölmeyen ve öldürülemeyen; Ezeli ve Ebedi yani başlangıcı ve sonu olmayan,kusursuz bir şey olmalıdır.

Bir varlık; nasıl olur da; başka bir varlık tarafından yaratılmamış, her şeyin tek yaratıcısı, kendisinden evvel hiçbir şeyin olmadığı,kıyametten sonra da bir vakit kendisinden sonra hiçbir varlığın olmayacağı; doğmamış, doğrulmamış, zamandan ve mekandan münezzeh, ölmeyen, varlığı hiç değişmeyen, çok sabırlı, çok merhametli; bir varlık olur? Bu Uluhiyyet sırrı; bizim için, kapalı bir kapı olsun.

Farzedelim ki; bir sarayın açık doksan dokuz kapısı olsun.Ama bir kapısı kapalı olsun ve sarayın sahibi ancak o kapıyı açabilsin ve anahtarda sadece O”nda olsun. Dışarıdan saraya girmeye çalışan biri,açık kapıların herhangi birinden içeri girebilir.Ama inat edip, açık kapılardan saraya girmemek ve kapalı kapının önünde durmak; o kapalı kapıyı açamadığı için, bu saraya girilemez demek, saray sahibini; inkar etmek, kabul etmemek, red etmek; hiç akıl karı değildir.

Bu sefer biz; o dessas şeytana; aksi ile kanıt yöntemi ile; şu soruyu soralım.

*Peki,Allah yoksa; bu kainatı kim yaratmıştır? Yani sanat galerisindeki harika eserleri kim yapmıştır?

Ey şeytan susuyorsun.Kibrinden,enaniyetinden,inadından ve kandırdığın dostlarına mahcup olmamak için, Allah”tır diyemiyorsun! Resim galerisindeki harika eserlerin bir sanatkarın eseri olduğunu inkar ediyorsun.Kurnaz olduğun için; kendi kendine, tesadüfen olmuştur, tabiat kanunları yapmıştır veya bu akılsız ve şuursuz,aciz maddeler; bu harika eserleri meydana getirmişlerdir de diyemiyorsun! Çünkü; böyle desen; saf,tertemiz ve günahsız çocukların bile sana güleceklerini ve ”çocuk mu kandırıyorsun! Cansız bir eserin bile sanatkarı var iken ve olması lazım iken; canlı bir eserin sahibi evleviyetle, haydi haydi vardır.Sen git de akıllıyım diye geçinen akılsızları kandır” diyeceklerini çok iyi biliyorsun!

***Hz.Ali”ye bir gün Allah”a ve Ahiret gününe inanmayan birisi gelir ve “insanlar ölünce yok olur; Hem Allah ve Ahiret yoktur”der.Hz.Ali; o kişiye; ”Ya; varsa” diye cevap verir.O kişi; bu ihtimali hiç düşünmemiştim der ve iman eder.***

Evet evet; inanan kişi,inancından dolayı bir şey kaybetmez ama; inanmayan kişi; işini şansa bırakmış olur ki; bu da akıl karı değildir.

*Soru:Allah”ın bir şekli ve sureti varmıdır?

Cevap:Allah”ın bizim anladığımız tasavvur ettiğimiz bir şekilde, bir sureti yoktur. Çünkü; Suret ve şekil sınırlı şeyler için söz konusu olabilir.Yani başlangıcı ve sonu olan şeylerin sureti ve şekli olur. Allah ise; Ezeli ve Ebedi”dir, yani; ne bir başlangıcı ve nede bir sonu vardır.

Mesela; belirli iki nokta arasına çizilen bir çizgiden, bir doğru oluşur.Üç doğrunun başlangıç ve bitim noktalarının, açı yaparak birleşmesinden de üçgen oluşur.Eğer üçgenin kenarını meydana getiren doğruların başlangıç ve bitim noktaları yok ise yani sınırsız ise; baştan bir doğruyu çizemezsiniz. Dolayısıyla da bir üçgeni çizemezsiniz. Çizemediğiniz içinde o şeye şekil,biçim ve suret veremezsiniz.

Sadece; Mirac hadisesinde Hz.Muhammed peygamber; Allah”ı; bizzat gözleri ile Nur olarak görmüş; ama sureti şöyledir dememiştir.

*Soru:Madem,her şey bir kader defterinde yazılı ve her şey ona göre oluyor; o halde insanlardan niçin hesap soruluyor ve niçin cehenneme gidiyor?

Cevap:Evet her şey bir kader defterinde yazılı ve her şey ona göre oluyor; ama, kader defterinde yazılı olduğu için o şey olmuyor.

Mesela; Bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa hem görüş alanı genişler hem de geleceği de bir manada görebilir.Bir meteoroloji uzmanı da uydudan gelen fotoğraflara bakarak bir manada geleceği görebilir. Meteoroloji uzmanı, uydudan gelen fotoğraflara ve bilgilere bakarak, görüyor ki, Ülke”nin batısından yağmur bulutları geliyor. Bulutların hızını ve yönünü hesaplayarak,hemen defterine şunları yazıyor ”yarın Ülke bulutlu ve yağışlı olacak”.

Bulutların gelmesine daha bir gün var.Bir gün sonra, Ülke bulutlu ve yağışlı olsa;

Soru: Acaba meteoroloji uzmanı bir gün önceden defterine,bu olayı yazdığı için mi olaylar oluyor?

Yoksa uzman olayları uydudan önceden gördü de mi yazdı?

Cevap; Uzman olayları uydudan önceden gördü de yazdı.

Yani; meteoroloji uzmanı; defterine yazdığı için o olaylar olmamakta; fakat olayın öyle olacağını önceden uydudan,görüp, öyle yazmıştır.

Mesela; Aklı başında bir adam, bir taksiye binse; taksiciye; ”beni çabuk, şu dar, tali yoldan; şu diyara götür dese.

Taksici ise; nazik bir biçimde ona; “daha güvenli,doğru ve tehlikesiz, ana bir yoldan,seni daha rahat ve çabuk götürebilirim; hem dediğin yol tehlikeli,dar ve virajlıdır, o yolda başımıza bir kaza gelebilir” diye cevap verse.

Ve fakat o adam; taksiciyi zorlasa; ve o tehlikeli,dar, virajlı yolda,bir kaza olsa.

Soru:O adam; taksiciye; ”bak senin yüzünden başıma bu kaza geldi” diyebilir mi?

Cevap: Diyemez:Çünkü; kendisi tehlikeli yolu istemiştir.Ne zorla arabaya bindirilmiş, nede istemediği bir yoldan götürülmüştür.Hem taksiciyi, kendisi zorlamıştır.Hem taksici,gerekli uyarıyı da baştan yapmıştır.Hem taksici işi gereği; görevini yerine getirmiştir.Suç; götüren taksici de değil,tehlikeli yoldan ısrar ile gitmek isteyen; o adamdadır.

Hem; küçükler akıl baliğ olunca; yani farık ve mümeyyiz olunca,yani iyiyi kötüden fark etmeye başladıklarında; sorumlulukları başlar, amel defterleri açılır. Aklı olmayan deli ve mecnunlardan hesap sorulmaz. Zorla, cebren imzalatılan senet; hukuken geçerli de değildir. Kasten yani bilerek ve isteyerek; kundaktaki bir masum çocuğa kurşun sıkıp; vahşice öldüren katilin, Hakime; “ben kader kurbanıyım,Allah benim kaderimi böyle yazmış ben ne yapayım” diyerek; kurnazca, çocukca tahliyesini talep etmesi; nafiledir.
Hey kurnaz katil; ”git kendini şu damdan aşağı at desem” kendini atarmısın?

***Güç ve kuvvet yalnız Allah”tandır.Bunu; felçli hastalar, ayağı uyuşan, eline ayağına aniden kramp giren veya rüyada üzerine karabasan çöken kişiler daha iyi bilirler. Ey Aziz insan; “yürüyor musun? yoksa; yürütülüyor musun? yiyor musun; yoksa yediriliyor musun” dikkat et. Götüren Allah”tır, fakat tehlikeli yolda gitmek isteyen, cüz-i ihtiyar sahibi olan insan; kendi iradesi ile hasıl olan neticelerden sorumludur.***

*Soru:Dua ve tevekkül nedir? Şartları nedir? Niçin her duamız kabul olmuyor?

Cevap:Dua; mahlukatın; Allah”a muhtaç olduğunu anlaması, hissetmesi ve ihtiyacını Allah”a fiili ve kavli arz etmesidir. Hem duanın şartları vardır.Hem her duada mutlaka kabul edilir diye de bir şey yoktur.Fakat her duaya bir cevap vardır.Ya dua aynen kabul edilir veya sizin için hayırlı olmadığından kabul edilmez veya ahirete talik edilir,yani ahirette karşılığı verilir.

Bir çiftçi, ürün almak için,evvela; toprağını sürecek, tohumu dikecek, sulayacak vs.yani; cüz-i iradesini kullanarak, fiili dua edecek.

Sonra; küll-i irade sahibi olan, Allah”a; ürün vermesi için kavli,sözlü dua edecek. Çünkü bir afet gelir ürünü alıp götürebilir.

Mesela; Çekirge,kuraklık ve sel afeti gibi. Fiili ve kavli dualardan; yani şartlardan birinin eksik olması neticeye engeldir.Hem kavli dua da halisane olmalı; istiğfar,şükür, Peygambere Salat ve Selam ile duaya başlanmalı,mümkün ise; Allah”ın tüm isimleri zikredilmelidir.

Önce devemizi sağlam bir kazığa,sağlam bir ip ile bağlamalı, sonra; benim devem kaçmaz veya kaçamaz veya kaçırılamaz dememeli,kavli, sözlü duamızı da hiçbir zaman unutmamalı.Devenin dizgini her zaman elinizde olmalı, gerektiğinde o dizgini gevşetmeli, gerektiğinde çekmeli; ama hiçbir zaman dizgini elden bırakılmamalı. Her zaman sürünün başında bir çoban olmalı, tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamalıdır. Bundan sonra da; Marifetname eserinin sahibi Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi“görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler” diyip sabır ile beklemeli; bu kainatın da bir Sultanı ve sahibinin olduğu” bilmeli ve Allah”a Tevekkül edip,güvenmeli.

***Hey gemici kardeş filikayı almayı unutmayasın.Hey yüzücü kardeş can yeleği takasın.Sakın yanlış anlama; biz sen yüzme bilmiyorsun demiyoruz.Allah”a güvenme de demiyoruz.Biz diyoruz ki; el ve ayaklarına kramp girdiği zaman boğulma ve kendine de fazla güvenme; tedbiri elden hiçbirzaman bırakma diyoruz.Sana gülen olursa da aldırma diyoruz.***

Ey Aziz yolcu, elindeki torbayı, bindiğin geminin üzerine bırak, çünkü ayrıca elde taşıman ve kendine yük etmen hiç akıl karı değildir.

Gerekli iş,görev,vazife ve tedbirlerinizi aldıktan sonra da; benim gemimi hiçbir güç batırılamaz veya benim gemim, batmaz,batamaz diyerek, gururlanıp, Gayretullaha toslamamalı.

Mesela; bir vakit Tıtanıc isminde, cesim, büyük, bir gemi yapılmış “bu gemiyi Allah bile batıramaz” diye iddia edilmiş.O gemi; daha ilk seferinde Allah”ın bir aysbergine toslamış ve batmıştır.

Ey Aziz insan; sen bu kainatın Halifesi ve Sultanısın. Siz yaprak değilsiniz ki, rüzgar nereye savurursa oraya gidesiniz.O halde bir köle gibi değil, bir reis-i cumhur gibi emir ve sorumluluk sahibi ol.Dikkat et; sana emanet olarak verilen mülkü ve tebanı ve aileni ve mevcudatı koru.Emanete hıyanetlik etme ve bil ki onların her birinden,bir gün mutlaka; bir bir hesaba çekileceksin.

***Ayrıca; insanın cüz-i iradesinden başka kendisine ait günahları ve borçları vardır. Sevaptaki hissesi ise pek azdır.Kötülükte ise tamamen kusur ve günah kendisine ve sebep olan iştirakçilerine aittir.***

Ey Aziz insan; sen, kafa feneri hükmünde olan cüz-i aklın ile ancak dar, kısıtlı ve sınırlı bir alanı aydınlatabilirsin.Kendini bir güneş, zan ederek; her şeyi aydınlatamazsın.Hem güneş bile sadece dünyanın belli bir yüzünü ancak aydınlatabilmektedir.

Her şeye muhtaç olan birisinin, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve Samed olan Allah”ın kapısını çalması doğru şeydir. Yanlış olan; kişinin hiçbir şeye muhtaç olmadığını zannetmesi ve dua etmemesidir.

Evet evet; oruç; hem insanı terbiye eder,hem Allah”a muhtaç olduğunu hatırlatır. Misafirin; babanın çocuğuna ve mazlumun duası ise asla geri çevrilmez.

*Soru:Din nedir? Zaten bu din değilmi afyon gibi bizi uyuttu? İlerlememize ve yükselmemize mani oldu! Zaten bütün savaşlarda din yüzünden çıkmadı mı?

Cevab:Din; Hayatın,hayatıdır.Din; Medeniyetin ve insanlığın maddeten ve manen yükselmesini, daha iyiye ve ileri gitmesini savunur. Hem; İslam dini; bir lokma bir hırka felsefesine,kölelik ve kast sistemine karşıdır. Hem savaş esiri de; köle değildir. Yarın ölecekmiş gibi, ahirete; hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya teşvik eder. İki günü aynı olan ziyandadır, Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir.

Haksız yere bir insanı kasten öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Mesela; öldürülen o kişi ihtimal dahilindedir ki, insanlığı kurtaracak önemli bir buluşa imza atabilir veya bir kişinin katli, öldürülmesi; bir dünya savaşına da sebep olabilir. Mesela; birinci dünya savaşında olduğu gibi.

Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz.Yıkıcı değil, yapıcı olunuz. Alan el değil, veren el olunuz.Cüz-i bir şer için,küll-i bir Hayrı terk etmeyiniz.

Mesela; küll-i bir hayır olan ve sayısız mahlukatın susuzluk ihtiyacını gideren yağmurun yağması ile; üzeri ıslanan birisi” yağmur şerdir” diyemez ve o kişi için de yağmur terk edilemez.

Hayırda yarışınız.Anne ve babaya; sizleri kötülüğe zorlamadıkları sürece itaat ediniz. Yakınları,kimsesizleri, yaşlıları, yolcuları, hastaları, komşuları,dul ve yetimleri, küçükleri,, talebeleri, bekarları, masumları,mecnunları,savaş esirlerini, zorda ve çaresiz durumdaki borçluları koruyunuz ve gözetiniz.

Tek İlah vardır. O, İlahın adı Allah”dır. Zerrece Allah”a imanı olan herkes; hesaptan sonra cennete girecektir.

***İslam dininin; Peygamberi, Hz.Muhammed”tir,Kitabı Kuran-ı Kerim”dir. Bir Müslüman; hem İncile, hem Hz.İsa peygambere; hem,Tevrata,hem Hz.Musa peygambere; hem Zebur”a, hem Hz.Davud peygambere; yani tüm orjinal semavi kitap ve peygamberlere inandığı için; din değiştirmesine gerek olmadığı gibi; hiçmi hiç akıl karı da değildir.***

Evet evet; çoğu savaş ve kavgaların asıl sebebi din değil; menfaat çatışmasıdır. Asıl savaş ise; imanı kazanmak veya kaybetmek savaşıdır.Hem zulme de rıza göstermemeli. Hem komşu devletler ile iyi geçinmeli,karlı ticaret yapmalı. Ama iç ve dış hainlere de müsaade etmemeli; daima uyanık ve tedbirli olmalı.Evet evet; burda ki hain; ayet ve hadislerde belirtilen haindir; yoksa kendi nefsinize göre hükmettiğiniz her kişi hain değildir.

*Soru:Tenasüh; yani reenkarnasyon fikrine ne diyorsun?

Cevap:İslamiyet; Tenasüh fikrini kabul etmez.Yani ölen bir kişi, başka bir şeyin suretine girerek hayatını devam ettirmez. Ölen kişinin ruhu berzah elemine gider.

Mesela; insanlık tarihi yedi bin yıl olduğunu ve ortalama bir ömründe yüz sene olduğunu farz etsek, yetmiş defa bu dünyaya gelip gitmemiz gerekirken; değil yetmişini, birini bile hatırlayamamamız bizim çok unutkan veya akılsız olduğumuzun değil, tenasüh fikrinin doğru olmadığını gösterir.

Delil ise; Miraç hadisesi ile ahireti,cenneti,cehennemi ve Allah”ı gören ve Ululazm bir peygamber olan; Hz.Muhammed Mustafa peygamberin beyanı ve Allah”ın kitabı olan; Kuran-ı Kerim”in yazılı ve aşikar olan ayetleridir.

Hem bu yanlış fikir ile “bu hayatta fakir olan; ölünce zengin doğar” batıl görüşe göre insanlar biran önce ölmek için çabalamakta; kast sistemi olduğu için de nasıl olsa zengin olamayacağını düşünerek; çalışmamakta, bir lokma bir hırka felsefesiyle kendini avutmakta, miskin miskin oturmakta; hainler de o fakir insanların milli servetlerini ve zenginliklerini kolay bir şekilde sömürmekte ve afyon,esrar,eroin, kokain,içki,kumar,faiz,batakhaneler vs. ile uyutmaktadır.

***Kurdukları zalim ve şeytani düzenleri ile; ölmeyecek kadar bir maaş veya ücret ile insanları rızk endişesine düşürüp sizin dini hakikatleri,doğruları düşünmenize ve ahirete çalışmanıza vakit bırakmamaktadır.***

Hey kardeş; sakın yanlış anlama,senin düzenin zalim ve şeytani olmasa gerektir.
Hey kurnaz hain; yoksa kast sistemi veya baskı ile yönetilen ve uyutulan ve korkutulan milletler uyanır ise; petrol kısa bir süre sonra bitmesin diye; bu milletler arasında bir nükleer savaş çıkartmayı mı düşünüyorsun! 
*Soru:Miraç hadisesinde kısaca ne olmuştur?

Cevab:Miraç hadisesinde, bizzat Hz.Muhammed peygamber; çok kısa bir zaman zarfında; refref”e binip, sidret-ül münteha makamına yükselip; geçmişi, geleceği, cenneti, cehennemi ve kainatın yaratıcısını görmüş; Allah”ı; gidip de gören mi var? veya Ahirete gidipte dönen mi var? Sorularını da cevapsız bırakmamıştır.

Soru: Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok iş nasıl yapılır,bu kadar hız nasıl olur? Gelecek nasıl görülebilir? Zaman nasıldır? Benim aklım bu gibi şeyleri almıyor!

Cevap:Mesela; bir elektronik saat düşünelim.Bir saat zarfında; saati gösteren rakam bir defa atarsa, dakikayı gösteren rakam 60 defa atar,saniyeyi gösteren 3600 defa atar.Bir mekanik saatte ise; bir saat zarfında yelkovanın aldığı mesafe; akrebin aldığı mesafenin 12 katıdır. Hız arttıkça; aynı zaman biriminde, daha çok hareket yapılmaktadır. Bunu kronometrede daha bariz bir şekilde görebiliriz.

Mesala; farzedelim ki; büyük bir saatin akrebine, yelkovanına, saniyesine veya salisesine binen kişilerin konumları ile sabit bir sürede aldıkları, kat ettikleri yol ve iş aynı değildir.Hız arttıkça yapılan iş de artmaktadır.

Mesela; koca bir kütlesi olan dünyamızı,vasıtasız ve saniyede otuz kilometre gibi çok süratli bir hızla, hem kendi ekseninde hemde güneşin çevresinde hiçbir şeye dayanmadan, direksiz, bir topaç ve Mevlevi gibi döndüren Allah; sevgili bir peygamberini Miraç hadisesinde; elbette ve evleviyetle daha hızlı ve kısa bir sürede götürmeye ve geri getirmeye Muktedirdir.

Mesela; bir uydudan karşı karşıya gelen iki trenin 8 dakika sonra çarpışacağını öngören ve hesaplayan bir astronot bir manada geleceği görebilmektedir.

Kab-ı Kevseyn makamına çıkarılan Hz.Peygamber ise; elbette ve herhalde ve evleviyetle haydi haydi geçmişi ve geleceği görebilir ve görmüştür. Hem geçmiş ve geleceğin yazılı olduğu bir Kader defteri de vardır.Hem insan; geleceğini öğrenmeye de pek meraklıdır.

Evet evet,bir cismin kütlesi değişmediği halde; ağırlık dünyanın farklı yerlerinde farklıdır.Çünkü yerçekimi; dünyanın her yerinde aynı değildir. Altın tacirlerinin veya Hazineden sorumlu kişilerin buna çok dikkat etmesi gerektir.
Mesela; aya çıkan birisinin ağırlığı ile, dünyadaki aynı kişinin ağırlığı aynı değildir.Çünkü ağırlıkta mekana gore değişmektedir.Çünkü farklı mekanların yerçekimi de farklı farklıdır. Hareket kabiliyetleri de farklı farklıdır.

Zaman da; mekana ve kişilerin konumuna göre değişkendir. Size göre gelecek bir şey; bir başkasına göre geçmiş olabilir.Işık hızının üzerine çıkan bir şey; ışık hızının altında olan bir şeyden hep bir adım öndedir.

Mesela; ışık hızında olan bir kişi; bir merminin tabancadan çıkışını ve istikametini görebilir ve kendisini o mermiden koruyabilir.Çünkü ışık hızı; merminin hızından kat ve kat hızlıdır.

Mesala; süper bir bilgisayarın hızı ile demode olmuş bir bilgisayarın hızı aynı değildir. Dahi birisinin düşünce hızı ile; normal birisinin düşünce hızı aynı değildir.

Hem cezbeye giren yani İlahi aşk ile yanan birisinin hali ile; normal birisinin hali de aynı değildir.
Yüz kilometre uzaktaki bir şehre; saatte yüz kilometre hız ile giden bir otomobildeki bir kişi; saatte 10 kilometre hız ile giden bir bisikletteki kişiden,dokuz saat önce varır. 
Bast-ı zaman yani; az zamanda çok uzun bir zaman yaşamak mümkündür.Mesela; bazen bir dakikalık bir rüyada; bir günde yapamayacağınız çok işleri kısa bir sürede; rüyada yapmanız ve yaşamanız gibi.Miraç hadisesinde; beka alemine giren Hz.Peygamber; bize gore çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı miraç ile Bast-I zaman yapmıştır.Hem beka aleminin birkaç dakikası şu dünyanın binler senesine denk gelir.Miraç; zamanda yolculuktur. İlim adamlarının, zaman makinesi için çalışmaları da boşuna değildir.
Güneş günü ile dünya günü de aynı değildir.Çünkü dünyanın kendi çevresinde bir dönüş süresi ile; güneşin kendi çevresinde bir dönüş süresi farklıdır.Kainat 6 günde yaratılmıştır. Burdaki gün dünya günümüdür yoksa başka bir günmüdür bu konuda çeşitli rivayetler vardır. 
Mesela; tayy-ı mekan yani bir şeyin aynı anda birkaç yerde olması hadiseleri mümkündür. Hem ışınlamanın bir çeşidi de keşfedilmiştir. Mesela; faklı mekanda olan birisinin sureti; başka bir yere ilim ve teknoloji sayesinde getirtilebilmektedir. Görüntülü telefon ile karşılıklı görüşme yapılabilmektedir.

*Soru:Allah bize çok yakın,ama biz ona çok uzağız,diyorlar; bu nasıl birşeydir?

Cevap:Mesela; Güneş bize ışık ve ısısı ile çok yakındır,biz ise güneşe zatı; bakımından, çok uzağız. Ayna,teleskop,büyüteç vasıtasıyla,güneşin özelliklerini burada bir manada anlayabiliriz.Veya; bir uzay; aracı ile de; Allah”ın Nur isminin; bir manada aynası ve mazharı olan,muallakta direksiz durdurulan; Mevlevi gibi döndürülen,yaşlı dünyamızın lambası ve sobası olan güneşe; biraz olsun yaklaşarak; Azametli gerçek mahiyetini ve sıcaklığını anlayabiliriz.

*Soru:Allah; bir iken nasıl aynı anda birçok yerde hazır olabilir?

Cevap: Mesela; birçok aynayı,birçok farklı yerlere koyup yüzlerini tek bir güneşe çevirdiğimiz zaman, her bir aynada güneşin aynı timsalini görebiliriz. Güneş bir iken birçok yerde ayna vasıtası ile ve timsali,ışık ve ısısı ile; heryerde hazır ve nazırdır. Fakat aslı,yani zatı; o yerde değildir.Allah ise; kudreti ile heryerde hazır ve nazırdır; her şeye tasarruf etmektedir ama gerçek zatı itibarıyle o yerde değildir; hem zaman ve mekan ilede kayıtlı değildir.Hem mahlukat; değil zatına, zatının tek bir şuasına ve tecellisine bile dayanamaz.

Mesela; Hz.Musa peygamberin Tur dağında, Allah”ın zatını görmek istemesi ve fakat Tur dağının tek bir tecellisine bile dayanamadan paramparça olması ve Ululazm bir peygamberin bu tecellinin mahafetinden dayanamayıp korkup bayılması gibi. Ey aziz insan; Allah”tan kork ve titre.Mercimek büyüklüğündeki hafızana ve Azrail”i gördüğünde patlayan ödüne, fazla güvenme.

Mesela; herbir televizyondan,aynı anda,birçok farklı yerlerden aynı görüntünün ve sesin herkes tarafından izlenip,dinlenebilmesi gibi.Hz.Süleyman peygamber zamanındaki bir tahtın, ilim sahibi birisi tarafından, çok uzak bir diyardan, bir anda, hazır edilmesi gibi. Nurani bazı evliya ve abdalın aynı anda farklı yerlerde görülmesi gibi.

*Soru:Bir konuda ihtilaf var ise nasıl çözülür?

Cevap:Evvela; Allah”ın orijinal kitabı olan Kuran-ı Kerim”e müracaat ediniz; yoksa peygambere ve sünnetlerine müracaat ediniz; yoksa bilginlere ve yazdıkları eserlere ve içtihatlarına müracaat ediniz; yoksa kendi aklınıza müracaat ediniz. Sıralamaya da dikkat ediniz. Kesinlikle, şeytana ve nefsinize müracaat etmeyiniz.

Kuran-ı Kerimin dışındaki hiçbir şeyi kabul etmeyiz deyip; Peygamberin sünnetini inkar etmek de yanlıştır.

Mesela; namaz emredilmiştir.Ama nasıl kılınacağı Kuran-ı Kerim”de belirtilmemiştir. Bunu Hz.Peygamber tarif etmiştir.

Mesela; bir talebenin nasıl olsa kitap var öğretmene ne gerek var demesi yanlıştır. Evet evet; önce alfabeyi ve okuma yazmayı öğreten bir öğretmene yani muallime ihtiyaç vardır.

İlim adamlarının,alimlerin fikirlerine ve eserlerine ihtiyaç yoktur demek de yanlış olur. Kendi aklınızı kullanmamak da hiç akıl karı değildir. İş ehline verilmelidir. Hasta olduğunuz zaman, hastaneye; okuma yazma öğrenmek için, okula; Hakkınızı aramak için, Adliyeye; savaş sanatını öğrenmek için askere gitmek gerektir.

***Elbette ki; Allah”ın kitabı; bir tıp veya cebir kitabı değildir.Fakat hiç tıptan ve cebirden bahsetmiyor da değildir.Peygamber; tıp doktoru değildir,ama tedavi ettiği hastalarda olmamış değildir.Hiçbir peygamber; ben her şeyi bilirim demez. Allah bildirmedikçe hiç kimse bir şey bilemez.***

Fakat bir peygamber herhangi bir kişide değildir.Sen bir zerre isen; o bir güneştir.Sakın,sakın; çoban veya marangoz olması seni asla yanıltmasın.

Mesela; Ululazm bir peygamber olan Hz.İsa”nın; ölüleri diriltmesi, doğuştan görmeyenlerin gözlerini açması,felçli hastaları ayağa kaldırması mucizesine; daha tıp ilmi yetişememiştir. Sakın yanlış anlama; yetişemez demiyoruz, haydi sizde Ululazm peygamberlerin mucizelerine yetişebilirseniz,yetişin diyoruz, yeni bilgilere, keşiflere koşun, daima maddeten ve manen; ilerleyiniz ve yükselin diyoruz.

*Soru:Yerine ve zamanına ve makamına göre akıllıca hareket etmek nasıl olur? Mütevazı olmak ne demektir? Sıhhat nedir? Gerçek zenginlik nedir? İslamiyet nedir? İman nedir? Müflis ve yiğit kime derler?

Cevap:Mesela; ileriden bir aslan geldiğini gördüğünüzde hemen tedbirinizi alınız.Aslan bana bir şey yapamaz, oda Allah”ın bir mahluku, her şey Allah”ın tasarrufunda, Allah istemese hiçbirşey olmaz diyip okşamaya kalkmayınız. Çünkü sizde olan bu imanı; aklı ve temyiz kudreti olmayan Aslan”dan da beklemek; hiç akıl karı değildir.

Mesela; bir asker görevde ve savaşta; Azametli, heybetli, cesur,atik, güçlü, silahlı, korkusuz ve Celal sahibi olmalı. Ama evine geldiğinde ise; Cemal sahibi olmalı, çocuğuna karşı şefkatli, ve eşine karşıda nazik ve hürmetli olmalıdır.

Kendinizi; karşınızdaki sahsın yerine koyup, ”acaba aynı hareket bana yapılsaydı, ben ne yapardım”diye düşünmeli. Güçlüden değil; Hak”tan, haklıdan, doğrudan ve hakikattan yana olmalıdır.

Her dediğiniz doğru olmalı ama her doğruyu söylemekte doğru değildir. Karı kocanın arasını düzeltmek için,bir can kurtarmak için veya savaş halinde her doğruyu söylemek doğru değildir. Yalana da hiçbir cevaz yoktur.Bunun gibi özel hallerde; susmak en doğru bir iş olsa gerektir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !